Pazartesi Sendromu aslında bir takvim meselesi değil, modern insanın sonsuz bir trajedisidir. Çoğumuz Pazar akşamı güneş batarken içimizi kaplayan o kasvetli huzursuzluğu sadece Pazartesi sabahına yorarız. Ancak gerçek şu ki; haftalık stres döngüsü aslında hiç bitmiyor; sadece kılık değiştirerek haftanın diğer günlerine sızıyor.
Bir Yaşam Biçimi Olarak Sendrom
Pazartesi sabahı alarm çaldığında hissedilen o yoğun isteksizlik, aslında bir günün değil, bir yaşam tarzının sonucudur. Salı günü geldiğinde "Pazartesi’yi atlattık" diyerek kendimizi kandırırız. Oysa Salı, Pazartesi’nin yorgunluğunu taşıyan, Çarşamba ise hafta sonuna olan özlemin zirve yaptığı bir gündür. Perşembe, "bitse de gitsek" nidasının sessiz yankısıyken, Cuma günü yaşanan o geçici rahatlama aslında bir sonraki Pazartesi’nin ayak sesleridir.
Plaza kültürünün getirdiği bu bitmeyen döngü, zihnimizi sürekli bir "bekleme odasına" hapsediyor. Yaşadığımız anın tadını çıkarmak yerine, hep bir sonraki tatili, bir sonraki hafta sonunu veya bir sonraki emeklilik hayalini kuruyoruz. Bu durum, sendromu kronik hale getiriyor. Pazartesi sendromu bitmiyor çünkü biz aslında haftanın beş gününü "yaşanmamış" kabul edip çöpe atıyoruz.
Dijital Esaret ve Kaçış Yokluğu
Eskiden mesai bittiğinde iş de biterdi. Şimdilerde ise WhatsApp grupları sayesinde ofisimiz cebimizde geziyor. Pazar günü öğleden sonra gelen bir "ufak hatırlatma" mesajı, Pazartesi sendromunu erkene çekiyor . Dinlenmesi gereken zihin, sürekli bir savunma modunda kaldığı için gerçek bir mola veremiyor. Dinlenemeyen bir zihin için ise her gün, yeni bir Pazartesi ağırlığındadır.
Görünüşe bakılırsa bu sendromun bitmemesinin temel sebebi, yaptığımız işe yüklediğimiz anlamla ilgilidir. Eğer bir insan haftanın büyük çoğunluğunu sadece "hayatta kalmak" için harcıyorsa, o kişi için zaman bir düşmana dönüşür. Pazartesi bu düşmanın yüzüdür, Cumartesi ise Bizimmekan sadece kısa süreli bir ateşkestir.
Sonuç: Döngüyü Kırmak Mümkün mü?
Pazartesi sendromunun hiç bitmediği gerçeğiyle yüzleşmek, aslında özgürlüğün ilk adımıdır. Bu ağır tablodan çıkmanın yolu, mutluluğu sadece Cumartesi ve Pazar günlerine hapsetmemekten geçer. Hafta içine serpiştirilen küçük keyifler, akşam yürüyüşleri veya sadece kendimizle baş başa kalabildiğimiz anlar, takvimin o sert yapısını kırabilir.
Unutmamak gerekir ki; zaman sadece hafta sonlarından ibaret olmayacak kadar değerlidir. Eğer sendromun hiç bitmediğini düşünüyorsanız, belki de takvimi değil, o takvimin içindeki rolünüzü değiştirmenin vakti gelmiştir. Çünkü gerçek huzur, Pazartesi’nin gelmesinden korkmamak değil, her günü farkındalıkla yaşayabilmektir.
Bu metni bir içerik editörüne mi göndereceksin yoksa kendi blogun için mi kullanacaksın? Eğer istersen bu makale için dikkat çekici bir "Okuma Listesi" veya "Sıkça Sorulan Sorular" bölümü de ekleyebilirim.